22 Nisan 2018 Pazar

Sevgi ve İnsan

  Sevgi, insanları birbirine yakınlaştıran her türlü olumlu ve iyi duygudur. İnsanların toplu halde yaşamalarının en büyük nedeni yararlanma ve dayanışmadır. İnsan ilişkileri sevgi olmadan sadece karşılıklı çıkar ilişkisine döner.* Sevgi, insanın en temel gereksinmelerinden biridir. Toplumsal yaşamın temel kaynaştırıcı gücüdür.

Peki herkes doğuştan mı sever?
  Doğuştan sevmekten ziyade biz insanlar, sevilerek sevmeyi öğreniriz. Sevildiğini hissetmeyen insan başkasını sevemez.* Sevgi gibi kutsal bir duygu ancak yine sevgiyi doğurmasıyla daha da yücelir. Sevildiğini hissetmeyen çocuk güven duygusu geliştiremez. Bu kişilerin kişiliğinin dengeli olması ve başkalarını sevmesi çok zordur. Kişi kendisinde olmayan bir şeyi başkasına verebilir mi?

Kimler Ne Zaman Sevgi İster?
  Her insan her zaman sevilmek, beğenilmek ister. Bu yüzden davranışlarımızın temelinde böyle bir güdü yatar. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak kişilerin bizi sevmesi için ya uğraşır ya da bazı şeyleri görmezden geliriz. Çünkü Victor Hugo'nun da dediği gibi "Yaşamda en yüce mutluluk, sevildiğini bilmekle gelir". Burada düşündüğümüzde, çoğu insanın kendisini seven birini gösterebilmesi gerekir. Fakat bu yüce mutluluk neden insanların çok azına uğramıştır? Bunun cevabı bilinç dışına atılan olumsuz çocukluk sürecinde yatar. Sevildiğimizi bilmek, sandığımızdan daha farklıdır. Bilinçli olarak bilmenin yanında kişiler en derinlerde "seviliyorum" hissini yaşatmalıdır. Fakat bu his genelde bilmemekten, nefretten, diğer insanların hislerinden yıpranır ve o yüce mutluluktan bihaber kalırız.

Ne Yapmalı?
 Bir anne ya da baba olabiliriz. Henüz ailesiyle yaşayan bir genç olabiliriz. Kim olursak olalım insan bilincine varmadığı bir sorunu terk edemez. Bu yüzden sevgi, ilgi, sorumluluk, saygı konularında hem kendimizi daha mutlu edecek hem de başkalarının gönlüne sevgi tohumu atabilecek kadar bilmek, yorumlamak ve düşünmek gerekiyor. 


* Bu yazıda Atalay Yörükoğlu'nun Çocuk Ruh Sağlığı kitabından etkilenilmiştir. Kitap, insanların ergenliğe kadar olan gelişim evrelerini akıcı bir dille anlatıyor. Tavsiye ederim...




  

21 Nisan 2018 Cumartesi

İnsan Olmak ve Zihin Üzerine

  İnsan olmak, hayvanlardan farklı olarak zihnin karmaşık işlemleri içinde boğulmak demektir. Zihnin karmaşık işlemlerinden kişinin kendisi ne kadar haberdar ya da ne kadar kontrol sahibidir? İnsanoğlu neyi ne için ne zaman ve nerede yaptığının farkında mıdır? Dışarıya bakan gözler, içerisinin hesabını verecek olan yaşların anasıdır.
  Mooji adlı bilge insan, insanların gök cisimlerini incelerken kendisinden haberdar olmamasını eleştiriyordu. Zihnin dikkati hep dışarıya dönük olduğundan kendi içimizde neler olup bittiğinden haberdar değiliz. Bu kendimizi bilmemek yüzünden de sürekli acı çekiyoruz. Hayatın frekansını yakalayamıyoruz ve kendimizi gerçekleştiremiyoruz.
  Başka bir yazıda her insanın acı çektiğini ve bununla beraber acıların değersiz olduğunu söylemiştim. Her ne kadar acılarımız bizim kimliğimiz haline gelse de kimliğimizin geçici şeylerin üzerine kurulmaması gerektiğine inanıyorum
 İnsan olmak, bazı insanların düşündüğünün aksine bence önemli ve değerli olmak demektir. Evet diğer canlılar sadece hayatta kalmak için başka bir canlıyı öldürüyor. Fakat bu neyi değiştiriyor ki? O hayvanın değerini ölçen hayvan zihni değil yine insan zihnidir. Biz önemli değiliz yargısını bile biz yapabiliyoruz. Öldürmenin kesinlikle ahlak dışı olduğunu yine bizler söylüyoruz. Bir hayvan başka bir hayvanı ahlak dışı değil diye mi öldürüyor acaba? Nasıl ki ahlaksızlık yapan insanlarsa, ahlakın kurallarını düşünüp onlara göre yaşayabilen canlı da insandır.

İnsan Zihni Hakkında

  Çoğu zaman neden insanların aynı psikolojik hastalıklara yakalandığını düşünmüşümdür. Bu ilk bakıldığında bağlamı olmayan bir soru gibi durabilir. Biraz açıklayayım...
 Böbreğimiz hastalandığında ya da kalbimizde bir problem olduğunda, bunun diğer insanlarda da aynı şekilde var olabileceğini biliriz. Çünkü başka birisinin de kalbi var ve şartlar gerçekleşirse o da aynı şekilde hastalanabilir. Fakat psikolojik olarak hiç kimse aynı etkileri zihninde aynı şekilde hissedemez. Ya yaşayacağı deneyim farklıdır ya da kendi bakış açısı, mizacı farklıdır. Fakat yine de bir organ gibi düşünülmeye ve hastalanabilen algımız diğer bir insanda aynı şekilde bozulabilir. Muhtemelen insanın psikolojik durumu bir bütün, bir kalp bir ciğer gibi... Ve algının bozulması yani zihnin sağlıksız olma gibi durumları da hastalıklar aynı şekilde çıkabildiğinden zihnin belli bir kalıbı olduğunu gösterir. Bu kalıp zihnin kuralları gibidir. Temel yapısı gibidir. Temel yapı farklı deneyimler yaşasa bile bunları belli bir yoruma dönüştürüp kişilere aynı şekilde etki eder.
  Zihnin bu temel yapısı bir fonksiyon gibi alınan verilerin çıktısını verir. Bu veriler dıştan gelen bilgiler olabilirken çıktılar bizim verdiğimiz tepkilerdir. İnsan zihni bir organ gibi çalıştığından belli başlı kuralları olmalıdır. Bu kurallar sayesinde aynı  insan sayısı kadar farklı kalp rahatsızlığı olmadığı gibi psikolojik rahatsızlıkta olmaz. Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle..


Amaca Yönelik Davranış ve Hedefe Odaklanma

 İnsan eylemleri kısa ya da uzun vadede bir şeyi gerçekleştirmek içindir. Arzu ve hevesle gerçekleştirilmek istenen konularda amaca yönelik davranış ve bu davranışın sürekliliği daha mümkündür. İnsanın amacına yönelik davranmamasının temel sebepleri; kişinin arzusundan dolayı suçluluk duyması, içinin dinamiğini bilmemesi, kendini iyi tanımamış olması, bazı sorgulamalara girmesidir. Bunlardan herhangi biri kişinin odağını bozup hedefi unutturabilir. Bir amacı gerçekleştirmek üzere İngilizce'de bir kalıp vardır. "Just do it" yani "sadece yap" "yap gitsin" anlamlarına gelir. Bu söz insanın kendi hedefine ulaşmadan önce kendi kendini durdurmaması için söylenmiş olmalı. Sadece yap, çok fazla düşünme ve harekete geç demek istiyor bu kalıp bize.

  Kişiyi güdüleyen sabit bir heves ve arzunun olması amaca ulaşmayı kolaylaştırır. Çünkü kişinin ulaşmak istediği yer mutlu olmayacağını bildiği bir yer de olabilir. Bu durumlarda kişi çok mecbur hissetmiyorsa amacını görmezden gelip davranışlarını amaca yönelik sergilemeyebilir. Sabit bir heves ve arzu olmadan amaçlarımıza yönelik davranışlarımız yarım kalır, hedefe odaklanmada güçlük çekeriz. Heves ve arzu, kişinin aklının hayata verdiği bir cevap şeklinde düşünülebilir. Çünkü arzularımız içimizdeki şımarık çocuğun ilgi için ağlamasına benzer. Hevesimiz bu ağlamanın cevabının alınmasıyla oluşur ve davranışın sürekliliği için irade gücü sağlar. Aklın verdiği cevap ağlayan çocuğun ilgi temelli gelişme isteğidir. Daha sonraları bu çocuğun üzerimizdeki etkisi değişebilir. Aklın olgunlaşmasıyla kişi farklı temellerden davranışlar edinebilir.

 Günlük yaşamın yarattığı gerilim, en basitinden meşguliyetler bile kişilerin amaç üzerindeki odağını bozarak heves ve arzuyu bastırabilir. Kişiler günlük yaşamda amaçlarını, isteklerini hatta ihtiyaçlarını unutacak kadar maddi ve manevi şiddete maruz kalıyor. Bu gibi durumlarda hedefe yönelmek için kişinin sürekli bir şeylerin farkında olması gerekir. Bunun haricinde bilinçsiz olarak koşullandığımız hedefleri gerçekleştirmek içten olarak daha kararlıdır. Yukarıda bahsettiğim sabit arzu ve hevesin sabit kalabilmesinin nedenlerinden biri de bilinçsiz olarak hissedilmesidir. Burada bilinçsizlikten kasıt kişinin neyi neden ve ne şekilde istediğini de bilmemesidir. Bu tür bilinçsizlikler kişinin duygularına uyum sağlamasını kolaylaştırır. Kişi neyi istediğini ancak bilinç dışından bilir ve bilmeden de olsa ona göre hareket eder.

  
  İsteklerimizin kaynağı mızmızlanan bir çocuk mu yoksa halkını korumaya çalışan bir kral mı? Savaşı kazanmaya çalışan bir komutan mı yoksa yaşamak isteyen bir asker mi? Herkesin kendi içindekini bulması dileğiyle...

Yağmura Aşık Olan Biri

  Bağlandım bulutlara, çünkü ıslanmak istiyordum. Yağmurun yağdığı günler en mutlu insandım yeryüzünde. Gökyüzü sadece beni kutsuyor benim gözümde. Islandım yine bir gün delice, bu sefer vuruldum en sıcak damlayı döken buluta.
  Yağmuru seviyorum ve o akıtıyordu en güzel damlaları. O bulutun rengi her şeyden güzeldi.
 Dua ettim Tanrıya, ne yapıp edeyim de yağsın yağmur durmadan. Göreyim sevdiğimin eserini yüzümde ısısıyla, tadıyla. Kabul oldu sanırım dualar, yine bir ziyafeti yaşadım kalbimde. Son damla düşerken bir ses dedi ki "Elveda". Anladım ki yağmur için öldürdüm sevdiğimi. En güzel renkli bulut döktü benim için kendini. 
 Öğrendim kendi yağmurumu akıtmayı, acıyla yaşattım bulutumun tatlı anısını. Ölümsüz bir bulutun katili olarak öldürdüm kendimi her damlayla. Gözyaşım yaşatmayacak seni belki intikamımdır katilin en utanmazına.

Acı

  Acı çeken insan daha bilge olur mu? Bilgelik acıya mı bağlıdır ya da neleri bilebilmek için acı çekmek gerekir?  Acı çekince daha bilge olmayız. Fakat acı bilgeliğin bir faktörü sayılabilir. Bu acıyı kimin ne şekilde yaşadığına göre değişir. Bu yazıda acı hakkında farklı fikirlerimi anlatacağım. 
  Tüm insanlık acı çekiyor. Çoğumuz çektiğimiz acının, yaşadığımız gerilimin farkında olmayız. Bu farkında olmayış bizi "ben acı çekmiyorum" yanılgısına götürür. Mutluyum diyen insan mutlu değil ya mutsuzluğundan şikayetçi değildir ya da bunun farkında değildir. Peki neden bu kadar kötümser bakıyorum olaya?  Acı,dünyamızda zorunlu bir histir. Hayal kırıklığı yaşamayan, reddedilmeyen, özlemeyen, üzülmeyen, yakınını kaybetmeyen, herhangi bir şeyden korkmayan yoktur. Bunlar bu dünyada, topluluk olarak yaşamanın bir getirisi ve sosyal bir varlık olmak zorunda olan insanın yaşaması gereken bir mecburiyet gibidir.  Bunları derken insanın bu hayat hakkında umutsuz olması gerektiğini söylemiyorum.  Bunları derken acının abartılmayacak bir duygu olduğunu söylüyorum. Acı dolu bir dünyada en değersiz şey acı olmalıdır bana göre. Acı, sıradanlaştığı takdirde kolayca kabullenilebilecek bir şeydir. Gelelim yazının başında sorduğumuz sorulara... 
  Acı çeken insan daha bilge olur mu? Bu sorunun cevabı tabi ki hayır'dır. Çünkü acıyı kimin çektiğine nasıl çektiğine göre her şey değişir. Acı kimine zehir kimine ilaçtır diyebilirim. İnsanların acıya vereceği tepki ile acıdan alacağı nasip ilişkili oluyor.  
  Acı ne işimize yarayabilir ve neleri öğretebilir? İnsanların birbirinde buldukları ve onları en çok yakınlaştıran ortaklık nedir? Acı... "Acımı anlıyorsun" demek çoğumuzun yüreğine su serper. Acı, bir başkasının acısını anlamaya yarar. Aynı acılar ise insanları birbirine yaklaştırır.  Acının çeşitli tezahürlerini anlamak, empati yeteneğinden yoksun değilsek bize bir iyilik hali sağlayabilir. Empati yeteneğiyle bize ait olmayan bir durumun acısını bile yaşayabiliyoruz. Yine acı üzerine yazılan şarkılar da, insanların bu duygudaki ortaklıklarından dolayı tutulan ve içten samimi bir şekilde söylenen şarkılardır. Son olarak Tolstoy'un sözü ile  yazıyı bitireyim..
 Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.







Bakış Açısı ve Gerçeklik

  Gerçek nedir diye sorsak ne derdiniz? Gerçek, duyularımızla algıladığımız şeylerdir diyenler olacaktır. Gerçek, hepsinin bilinemeyeceği bir soyut ve somut sistemdir şeklinde düşünenler olacaktır. Gerçekliği maddeden soyutlayarak yargılarımızla alakasını, gerçekliğin öznel olduğu ve yargılarımızın bu öznel gerçeklikle karşılıklı olarak etkilendiğini anlatacağım.

 Yargılarımız, düşüncelerimizin sonuçlarıdır. Bu düşünceler bilinçli ya da bilinçsiz olabilir. Çoğu zaman yargılarımız ve düşüncelerimizden bihaber olacak kadar kendimize yabancılaşırız fakat bu gerçekliğin aslında sadece bizim algılama biçimimize göre olduğunu değiştirmez. Buddha bu konu hakkında "Gördüğünü değiştir, değiştiğini gör" demiştir. Çünkü kendi bakış açımızın kendi gerçekliğimiz olduğunu biliyordu. Örneğin aynı olayı 2 kişi yaşasın ve iki kişiye etkisi aynı olsun. Bu iki kişiden biri bu olayı iyi bir şeymiş gibi görürse bu olayın iyi olduğu gerçeğine inanmaz mı? Diğer kişi içinde tersi durum söz konusu. Yani aynı olay yargılandığı şekle göre iyi ya da kötü olur. Bu şekilde kişisel yargılarımızın bizim hayatımızın gerçekliği olduğunu söyleyebilirim.
 "Bakış açını değiştirmelisin" cümlesini kendi hayatımızda, filmlerde, dizilerde görebiliyoruz. Bu söz aslında kendi gerçekliğini değiştir anlamına gelir. Hayatın, sizin hayatı nasıl gördüğünüz olduğunu unutmamanız dileğiyle.. Kendinize iyi bakın



Hayat ve İrade

  Hayatı, ister Tanrı tarafından verilen bir ödül, ister uygun koşullardan dolayı tesadüfen oluşan bir durum olarak görelim, onun varlığından gördüğümüz kadarıyla eminiz. Hayat, mekanı dünya ile birlikte canlılara reddedilmesi mümkün olmayan bir deneyim teklifi olarak düşünülebilir.
 İnsanlar bir zamandan sonra hayatta kalmak için gereken mecburi eylemlerin ötesine geçip farklı sorunlara el atmaya başladılar. Dünya'da, insanların fizyolojik sebeplerle sahip oldukları üstün özellikler, onların diğer canlılardan farklı yaşamalarına, dünyaya ve hatta evrene farklı etkiler yapmalarına neden oldu. İnsan daha akıllı seçimler yapabiliyor, bilinçleniyor, hızlı öğrenip bunu aktarabiliyordu.
 İradeyi ise "bir davranışın seçime bağlı olması olarak değil, bir şeyi gerçekleştirebilmek"  olarak tanımlarsak iradenin sadece insanlara ait olmadığı sonucuna varabiliriz. İrade sadece insan davranışları için düşünüldüğünde başka bir yazımda iradeyi seçime bağlamıştım. Burada irade, davranış kapasite ve çeşitliliği olarak geçiyor.
  İnsanlarda ayrı bir irade söz konusudur ve insanların gerçekleştirmeyi isteyeceği şeyler herhangi diğer bir hayvanın isteyeceğinden farklıdır. Burada bir insanın hayatın kaynağını sorgulayıp bir maymunun bunu yapamamasından bahsediyorum. Başka canlıların felsefesi olmaz. Bu tür sorgulamalar ayrı bir iradenin göstergesidir çünkü bu sorgulamaları yapan başka bir canlı yoktur. Sorgulama işini gerçekleştiren tek canlı insan olduğu için ayrı bir iradeden bahsettik. Başka bir canlı olsaydı bile yeterli görülürse ancak bu ayrı irade kategorisinin içine dahil edilirdi.
  İnsan hem fizyolojik olarak yeterince gelişmiş hem de temel psikolojik ihtiyaçların üstüne çıkabilmiştir. Yavru bir maymunun annesinden sevgi istemesiyle bebeklik evresinde olan bir insanın sevgi istemesinden, maymunların da insanların da yemek yeme, su içme gibi ortak ihtiyaçları olmasından dolayı insanlar hayvanlardan üstün değildir demek mantıklı değildir. Bu, Dünya sırf insanlar için yaratılmıştır yargısından bağımsız bir yargıdır. Fakat üstünlük konusunda iradesi üstün olan canlı daha üstündür diyebiliriz. Yani insanlar hayvanlardan üstündür. Dünyaya zarar verip, nefretlerine hapsolmaları insanlığın iradesinin hayvanlar üzerinde hakim olduğu gerçeğini değiştirmez. Güç üzerinden bir kıyaslama yapılması anormal değildir çünkü irade bir bakıma güç demektir.
  İrade, insanoğlunun daha özel olarak sahip olduğu bir özelliktir.  İnsan iradesi gezegenimizi zehirleyebilir de verdiği hasarı düzeltebilir de. Bugüne kadar sahip olduğumuz iradeyi ordular toplamak, büyük savaşları yapmak gibi şeylerde kullandık. Bu irade gücünün örgütlendiği devletler gibi sosyal kurumların hayatı ve gezegenimizi yaşanmayacak bir hale getirmemesini temenni ediyorum. İnsanoğlu sahip olduğu davranış kapasitesi(düşünme, algılama, muhakeme) gücünü insanlık ve gezegenin tümünün hayatı için kullanmalıdır. Kalın sağlıcakla..

Davranışlar ve İrade Hakkında

  Davranış, günlük hayatta canlıların  zihnen ya da bedenen sergiledikleri,bilinçli ya da bilinçsiz eylemlerdir. Davranışlarımızda irade nereden sonra baskın gelir? 

 İnsan için konuşacak olursak, genel olarak yaşamak için yapmak zorunda olduğumuz ve yaşamı garantiye aldıktan sonra yaptığımız isteğe dayalı davranışlar var. İsteğe bağlı davranışlar seçime bağlıdır ve seçim söz konusu olduğunda "irade var" diyebiliriz.

 1- Zorunlu Eylemler: Bu tür davranışların kapsadığı temel eylemler "yaşam için mecburi eylemler" olarak tanımlanabilir. Yemek yemek, su içmek, nefes alıp vermek, toplum içinde yaşamak gibi. Sonuçta ölü bir insanın kendi iradesi ya da herhangi bir davranışı olamaz. Bu tür eylemlerin nedenleri isteğe veya seçime bağlı değildir çünkü istesek de istemesek de bu eylemleri yapmak zorundayız. Ortada seçilecek başka bir seçenek yoktur. 
 Zorunlu eylemler, kişinin psikolojik gereksinimini sağlamak için de yapacağı davranışları kapsar. Hem fizyolojik hem de psikolojik olarak gereksinimlerimizin karşılanması için davranışlarda bulunuruz. Süt emmek isteyen bir bebek fizyolojik gereksinimini karşılamak için davranışta bulunurken, dört yaşındaki bir çocuk annesinin ilgisi için davranışta bulunabilir.
  Yani öncelikle seçime bağlı olmayan davranışları yaparız ki burada irade ya yoktur ya da seçime bağlı değildir. İrade, dört yaşındaki çocuk örneğinde neredeyse yoktur çünkü çocuk bunları bilinçli olarak seçip yapmaz. Seçme iradesi, bazı zorunlu gereksinimleri karşıladıktan sonra gelir. Örneğin dört yaşındaki çocuk bir çikolatayı gördüğü anda vazgeçmeden sürekli isterken, çikolatayı istemeyi seçip seçmeme gibi bir durumda değildir. Ancak çocuk psikolojik ve fizyolojik olarak geliştiğinde bu seçimi yapabilecek konuma gelebilir.

 2- Seçime Bağlı Eylemler: İnsan olmanın sorumluluk gerektiren tarafı, tabi ki eylemlerimizden sorumlu olacak kadar muhakeme yeteneğimizin bulunmasıdır. İnsanın yaşadığı kültür ve ortam, insan zihninin gelişmişliği; davranışların çeşitliliğine, eylemlerin nedeninin farklılığına yol açıyor. Onun için insanı diğer tüm canlılardan farklı tutmak yerinde bir karar olur. 
 Fizyolojik yaşamın ve kültür-ortamın sağlanmasıyla sahneye insan seçiminin sonuçları olan davranışlar çıkar. Her ne kadar davranışların yapılmasında dış faktörler etkili olsa da bunun kişinin kendi iradesini yok saymayacak düzeyde olduğunu kabul edelim. Kişinin seçimlerinin içinde; dinleyeceği müzik, okuyacağı kitap, bakkala giderken saçlarını nasıl tarayacağı gibi davranışlardan bahsedebiliriz. Bu eylemler deneme-yanılma yoluyla gelişir.  İnsan gelişmişliği nedeniyle fizyolojik ihtiyaçları kadar kendi iradesiyle, nereden geldiğini, neden var olduğunu, ne için yaşadığını sorgulayabiliyor ve buna uygun davranışlar sergileyebiliyor. 

  Sonuç olarak iradeye bağlı eylemleri sergileyebilmek için öncelikle hem zihinsel hem bedensel olarak gelişmiş olmalıyız. Zihnimizin mantıklı seçimleri verebilecek kadar gerçeğe yakın ve bedenimizin seçimi uygulayabilecek kadar gelişmiş olması gerekir. Seçim yapıldığında iradenin konuştuğunu bilmek herkese iyi gelecektir. Bu şekilde kişi kendini daha yetkin hissedebilir. Sadece yapabildiklerimize bakabilsek kendi kararlarımızdan sorumlu olmayı becerebiliriz. Kalın sağlıcakla..